22 Aralık 2011 Perşembe

Turkish Poetry in English

https://www.facebook.com/turkishpoetry


Yukarıda linki görülen sayfada İngiliz Dili'nde Türkiye Şiirinin yerinin ve örneklerinin sunulması, tanıtılması hedeflenmektedir. Elbette herkesin; bütün edebiyat ve sanatseverlerin ilgi ve katkısıyla...

Bu sayfanın hedefi Türk/Türkiye Şiiri'nin sanal ortamdaki sesi olmaktır; bu da sizlerin değerli katkılarıyla olabilir. Desteklerinizi esirgemeyin lütfen! Bununla birlikte akla gelen her eklemeye de izin verilmeyeceğini, şiirin ve şairin hak ettiği hürmete itibar için değerli bulduğumuzu belirtmekte büyük fayda var. Zaman içinde moderatör sayısı çoğaltılarak, veri bankasının zenginleştirilmesi sağlanacaktır. Bunun için başta gönüllü arkadaşlara öncelik verilecektir. İlgi ve desteğinize şimdiden teşekkürler...

Yöntem sayfaya eklenen her şairin İngilizce ve Türkçe şiirlerini yan yana bulundurmak ve birer fotoğrafla birlikte kısa özgeçmişlerinin de bulunduğu bir veri bankası oluşturmaktır. Böylece aynı zamanda İngilizce Türkçe bir de sanan Türk/Türkiye Şiiri Antolojisi oluşturulmuş olacaktır. Haydi bu hedefe birlikte yürüyelim yurdum..!

16 Aralık 2011 Cuma

CERN ile Badem Demokrasi'si



Bu iktidarla birlikte yeni tip bir bıyık peydah oldu; varla yok arası bir şey..! 
Onlarla birlikte peydah olan demokrasi gibi; o da varla yok arası..! 
Hatta hayat da giderek öyle oluyor buralarda; o da varla yok arası..! 
Tuhaf..! 
Bu aralar her şey mi varla yok arası ne..!?




Ben şimdilik aslolan CERN diyeyim, başka da bir şey demeyeyim. 
Zira devletler dağlar kadar büyüttükleri, küçük aslında aciz politikalarının esas mesele olduğunu var saymayı sürdüredursunlar; biz yine de esas meselenin tanrıya ait bir parçacık olduğunu bilelim ve kendi yarattıkları meseleleri dünyanın kaderi zannedenlere de kıçımızla gülelim ki, hakikat bize sırtını dönmesin.
Zira başkalarının yarattığı manipülasyon denizinin hakikatin huzurunda bir yağmur damlası kadar bile değerinin olmadığını her fani bilir. 

Bunun idrakinde olmak bizim kutsal erdemimiz olsun yeter. Onlar bununla kendilerini avuturken biz tanrıya dokunalım. Onun hürmetine ve huzuruna kendi önyargısız ve tabusuz hallerimizle çıkalım. Yakacaksa o yaksın bizi cehenneminde ama Faust'un şeytanla yaptığı anlaşmayı da asla unutmayalım.

15 Aralık 2011 Perşembe

Hayatın İki Yüzü İnsanın İki Yüzüdür


İnsan, büyük erdemleri olamayacak kadar zavallı, doğanın efendisi değil onun sadece kölesi olabilecek kadar çaresiz bir hiçtir oysa. Öylesine çaresizdir ki, kendini en muhterem canlı, yaratılmanın en üstün parçası sayar. Sırf bu algı bile onun çaresizliğinin açık bir kanıtıdır. Bu anlama biçimi onun kendi aczini bildiğinin ve hatta bunu örtbas etmeye çalışmasının temel paradigmasıdır. İşte bu nedenle insan, bildikleri bilmediklerinin yanında uçsuz bir ormanda tek bir ağacın yaprağı kadar bile olamamasına rağmen, büyük bir manipülasyona girişir, sadece türüne değil, kendine de büyük bir yalan söyler. Zira doğa onun çaresizliğini pekala bilmektedir. 

O, doğayı biçimlendirdiğini düşünürken sadece kendi varlığına ambargo koyduğunu, kendi yaşam alanlarını yok ettiğini, birlikte yaşamak zorunda olduğu diğer canlıların yaşam haklarını gasp ettiğini, giderek faunanın ve floranın en acımasız düşmanına dönüştüğünü pekala biliyor. Betondan, demirden, camdan ve bilumum yaratılmış yoksulluktan inşa ettiği korkunç kalelerinin, yüksek, uçsuz, devasa kulelerinin toprağa çakılmış birer kazık olduğunun farkında bile değilken, ondan değiştirdiğini sandığı insanlığın hikayesinde kullandığını bütün kaynakları aslında doğadan çaldığını ve büyük birer değişimden geçirerek devasa bir tüketime dönüştürdüğünü fark etmesini asla beklememek gerekir. Bu, insanlığın sadece emeği değil, topyekun hayatı sömürmeyi muhterem bir anlayışa dönüştüren yüzüdür. Ben onlardan tiksinirim. Biz onların yarattığı cehennemde yanarız çünkü...

Bir de öteki yüzü var insanlığın. O yüzünde hayatın bütün ırmaklarını kendi bedeninin damarları kadar seven insanlar yaşarlar. Onlar, her hangi bir canlıyı kendi yavruları kadar seven yoksulların kurduğu muhteşem dünyanın ulaşılması imkansız kalplerini taşırlar. Onların kalpleri etten değildir, onların kalpleri büyük bir dağın daima güneşe bakan yamacı gibi hep yeşil, hep çiçekler içinde bir bahçedir. Onların bedeninde kan değil, aşk dolaşır. Onlardan hayata sevgi akar. Onlar Karadeniz'de HES'lere, Doğu'da savaşa, Etiyopya'da yoksulluğa, Somali'de ölüme direnirler. Onlar kavgadan çok, onun ahlakından ürkerler. Zulmün kendisinin bir durum olduğunu pekala bilir, onun yaratıcılarının büyük kuleleri inşa eden canavarlar olduklarını asla unutmazlar; hatta o canavarların yüzlerinin dünyanın her yerinde birbirine benzediklerini, karınlarının kocaman birer işkembeden, kalplerinin birer zindandan ibaret olduğunu da bilirler. Ben onları severim. Biz onların yarattığı vadilerde büyütüyoruz çünkü yaşama dair ne varsa...