"Bugün de kayda değer bir şey olmadı."
Uzun süre önce, sanırım 2010’un
başlarıydı. Twitter’la artık tanışıklığımız çoktan perçinlenmişti de ilginç
şeyler var mı diye etrafı kolaçan ediyordum. Sosyal medya epey popüler ve dahi
hummalı meraklılarını yaratıyor olmuştu. İşte tam bu gezintilerimin birinde
feyk olduğunu sandığım bir twitter hesabından -ki yanılmıyorsam hesap İzlanda
Haber Ajansı başlığını taşıyordu) "Bugün de kayda değer bir şey
olmadı." diye bir mesaj okumuştum. Önce çok gülmüş, sonra bu
dramatik durgunluğun hiç de gülünecek bir sükûnete delalet olmadığına karar
vermiştim.
Ne de olsa küresel ısınmanın
doruğa ulaştığı bu zamanda durumdan en çok etkilenen yer İzlanda denen bu
coğrafyanın ekosistemi olacaktı ve sonra geriye kalan dünyanın kaderi buradan
çekilen iplikle başlayacaktı sökülmeye. Kutup Ayıları, Penguenler, Fok
Balıkları, öteki irili ufaklı kutup balıkları, Rengeyikleri ve Jack London'ın
vahşi doğası ve Beyaz Diş'i...
Eskimolar: Yani bir halk ve onun biriktirdiği her şey ve sonra biz,
ve buzlar... Bir bir eriyecektik, eriyorduk da zaten... Ama o feyk hesap "Bugün
de kayda değer bir şey olmadı." diye yazmıştı. Çok etkilenmiştim
bu cümleden, çok az şeyden etkilendiğim kadar çok etkilenmiştim. Tuhaf!
Sonra, durup dururken bir akşam,
haberlerden FLASH! diye geçen bir son dakika anonsuyla irkilmiştim. O son
dakika 14 Nisan 2010 gecesiydi ve aynı anons aslında aynı durumun 21 Mart
tarihinde de yaşandığını duyurmuştu. İzlanda’nın Güney Ucu bir zamanlar
Atlantik Kıyı Şeridi’ne ulaşan ve adını pek azımızın telaffuz edebildiği Eyjafjallajokull
Volkanı 187 yıl aradan sonra daldığı uykudan uyanmış, Kıta Avrupası’nın
göğüne toz ve kül kusarak bir örtü gibi çöküvermişti. Bu örtü bir antik tufan hikâyesi
gibi gri, solgun ve ciğerlerin ve uçak motorlarının genzine sinsi bir düşman
gibi süzülüvermişti. Uçaklar da öksürüyordu, gökyüzü de, Avrupa da, biz de…
Derken aradan belki bir yıl belki
biraz daha fazla geçmişti ve yine aynı feyk hesaptan yine aynı twitle
karşılaşmıştım. "Bugün de kayda değer bir şey olmadı." Ve yine aynı
tufan tekrar etmiş, söz gelmiş kendi intikamını alırcasına yine aynı toprağın
koynuna saplanıvermişti. Tarih 22 Temmuz 2011’di. Saat akşamın kolunda, işçiler
evlerinden dönmüş, çakallar avlarına kuyruk kısmıştı. Bir eli kapıda öteki
akşam ajansında ihtiyar solcular ve memleketi herkesten çok soyan yurtseverler
iş yemeklerine kurulmuştu. Bir anons daha geçiyordu ekrandan. FLASH FLASH
FLASH! Oslo’da katliam!
Asıl adı Anders Behring Brevik
olan 13 Şubat 1979 Oslo doğumlu bir faşist, Oslo yakınlarındaki Ütoya adasında
otomatik tüfekle kamp yapan sosyal demokrat gençlerin üzerine ateş açmış,
gençlerden yüze yakını hayatını kaybetmişti. Aynı Brevik, olay günü sosyal
medyadaki hesaplarından birinde Anders Brevick mahlasıyla adına “Bir
Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi” dediği bir manifesto yayımlamış, kısa
süre sonra da önce kent merkezinde bir yere bir bomba yerleştirmiş ardından da
o adada bir katliam imza atmıştı. Bilanço 77 genç canın ölümü ve 242 kişinin
yaralanması olarak kayda geçmişti ve o katil Norveç yasaları gereği toplam 21
yıl hapse mahkûm olmuştu.
Oysa dün başka bir twitter
hesabından bu cümlenin belki de en orijinal halini okudum. Bir arkadaşımın
hesabında..."16. Louis'i
hatırlamalı, Fransız Devrimi'nden bir gün önce, halk sokaklardaydı ve O
günlüğüne şöyle yazmıştı: 'Bugün kayda
değer bir şey yok." yazıyordu.
Evet, susmakla anlamak arasında
derin bir ilişki vardır. Ya tam ve her şeyi anlamışsınızdır ya da hiç bir şeyi
ve hiç anlamamışsınızdır. Sizce hangisi... XVI. Louis mi, yoksa o haber ajansı
mı; yahut her ikisi de mi çok iyi anlamıştı her şeyi veya hiç biri mi
anlamamıştı hiç bir şeyi? Bunu asla bilemeyeceğiz. Ya da her şeyi biliyor muyuz
aslında..! Belki de Türkçe'de bağlaçla cümleye başlamanın pek de doğru
olmadığını bilen benim gibi bir yazı gönüllüsünün ısrarla "ya da"
diye cümleye başlamasındaki bilinçli tercih miydi her ikisinin de yaptığı! Kim
bilir!
Her ne olursa olsun, bir nedeni
vardı her birinin ve bugün... Bugün de kayda değer hiç bir şey olmadı
aslında. Ne 1 Mayıs sisler dumanlar altında bir cehenneme döndü, ne tüm
yollar kapatıldı; metrolar, metrobüsler, gemiler, vapurlar.. ne motorlar
denizin ortasında durduruldu, ne Galata Köprüsü ortadan ikiye k(ald)ırıldı, ne
Unkapanı Köprüsü'nün ciğeri söküldü, ne Dilan ve Serkan kafasından vuruldu, ne
siyasi parti yöneticileri hastanelik oldu, ne sendikacılar tartaklandı, ne
evler, iş yerleri, binalar, sokaklar, caddeler, mahalleler, kalpler, ciğerler,
kediler, köpekler gazlandı, ne, ne, ne, ne... Ne? Sahi ne?

Evet ne kediler, ne köpekler, ne
canlar, ne insanlar, ne emekçiler, ne yoksullar, ne kadınlar, ne sular, ne
gökyüzü, ne umutlar, ne anılar, ne anmalar, ne kan tarihleri, hatıralar, ve
onların lanetinden arınmak için konulmuş anlamlar kalmadı. Gazlandı. Hem ne
gazlar..! Her fişengi deli derya ateşler içinde, her fişengi Amerika menşeili,
son kullanma tarihli, doğru kullanma tarifli, ehil ellerden talimli... Ahh ne
fişenkler... Hepsi de senden benden vergi yeminli... İşçiden yoksuldan,
emekçiden, bir de
fabrika işçisinden torpilli...
Kimi mahir devletin kıymetli ve
de hünerli sendikalarıydılar, kimi mahallenin sarışın, beyaz tenli kedileri,
kimi soluk benizli, esmer, kimi kara kuru, kimi kaba Türkçe'leriyle ve uzun
saçlarıyla, ve yalnızlıkları, ve kalabalıklarıyla gazlandılar...
Halaskergazi'den, Barbaros Bulvarı'ndan, Cihangir'den, Şişli'den,
Mecidiyeköy'den, Abide-i Hürriyet'ten... Evet evet, ABİDE-İ HÜRRİYET'ten
gazlandılar... O gaz senin bu gaz benim...
Her neyse, çok gazlı bir '1
Mayıs' daha geçti; handiyse ortasından ömrümüzün... Durup düşünme fırsatı
vermeden, bir sonrayı bir gün önceden bilerek ve dahi anlayarak... Bugün
de kayda değer bir şey olmadı Devletlüm. Ama nafile! Bugün çok şey
oldu. Mesela Taksim Meydanı'nın ilelebet abluka altına alınmak istenmesinin gül
gibi ilanı oldu. İstenirse özgür, eşit ve demokratik bir yönetimle hoşgörünün
egemen kılınabileceği ama bunun bile isteye reddedildiği ortaya kondu. Gezi
Parkı'na Topçu Kışlası adıyla soslanmış bir AVM'nin yapılacağı bir gün önceden
ve en yetkili ağızdan müjdelendi. Resmi ve gayri resmi sendikalar tescillendi.
Kimine gaz fişengi, bombası, tazyikli ve boyaxlı su sıkılırken, kimine gül ve
endam serildiği görüldü. Kimi sol arxaaşların memleketin sünepe meydanlarında
tatlısu sazanlığı yaptığı görüldü. Adil ve eşit güç kullanıldığı ve bunun
bütünüyle meşru ve hukuki sınırlar içinde yapıldığı tescillendi... Daha neler
yapılmadı ki neler... Yani Devletlüm, Allah seni inandırsın ki; Bugün
de kayda değer bir şey olmadı. Ne senin dilin dolandı, ne işçilerin
göğsü daraldı, ne biz anladık, ne sizin orda havalar bulutlandı.
Kahretsin "Bugün de kayda değer bir
şey olmadı." İkiBinOnÜçü'nüzün
BirMayıs'ı Kutlu Olsun!
"Yaşasın 1 Mayıs!"
"Bijî Yek Gûlan!"
Ek Not: Metin içinde kullandığım "hem
kedinin hem de Soğuk Demirci"nin fotoğraflarını çekeni /çekenlerini
bilemediğimden, fotoğrafçıların imzasını kullanamadım. Aflarına ve
anlayışlarına sığınırım. Bilen varsa lütfen iletsin!